Ney nedir?

Ney bir taraftan yazı yazan bir kalem, diğer taraftan ney ariflerin sembolüdür. Erenler, gerçi Tanrı ile vuslattadırlar ama vuslata ermeden önce, nice uzaklıkların hicranını ve nice ayrılıkların ızdırabını duymuşlardır. Veliler ayrılık ıztırabını, bir ney gibi yanık seslerle söylerken, gaflette olanları uyarmak isterler. Bunun içindir ki ney, Mevlevi ayinlerinin sıcak feryadı olmuş ve nice gönüllere ilahi aşkı duyurmakta yüce vazife görmüştür.

Ney, yani kamil insan, Pir veya Mürşit, bunun için sazlıkların sırrını duyar, büyük yakınlık gösterir. Çünkü insan her seviyesiyle, Hakka varma yolunda bir mertebe elde etmiştir. Bu sebeple halk sınıfları da kendi biliş ve sezişleri ölçüsünde, bu üstün insanlara yaklaşır, onlara yar olur, onların halleriyle hallenmeye çalışırlar

Ney diyor ki; Ben önce bir kamışlıktaydım. Köküm ve gönlüm suda, topraktaydı. Orada nazla sallanır, her esen rüzgara uyardım. Fakat gün geldi beni kamışlıktan kestiler. Vücudumu aşk ateşiyle kuruttular, deldiler. Tenimde türlü yaralar açtılar. Beni bir yüce nefeslinin eline verdiler. Onun sıcak aşk nefesleri benim içimden geçti. Bu nefes içimde aşktan gayrı ne varsa sürdü çıkardı. Sevgilimle dudak dudağa gelmiş gibi oldum. Artık inliyor, feryad ediyordum. İçerimden gelen ve içerimden geçen feryatlar, aynı zamanda bütün sırrımı söylüyordu; ulaştığım hakikati ve saadeti terennüm ediyordu.

Hz. Mevlana’nın ten candan ve can tenden örtülü değildir; lakin onu görmek için herkese izin verilmemiştir ; bu gerçeğe ermek yani tende ilahi nuru görmek için tıpkı ney gibi toprağı ve suyu terk etmek ve yine ney gibi sinesi aşk ve ayrılık ateşiyle parça parça olmak lazımdır, demesi bundandır.

Ney’i sadâsı, vahiy gibi, ilham gibi ulvîdir. Onun için sıcaktır, alev gibi, ateş gibi yakıcıdır. Bu ateşi duymayan, bu ateşe değip onunla yanmayan kimse için tek çare yokluktur.

Bu yokluk, maddi varlık bağlarından kurtulup, bedendeki canı, aşkın eline vermek, kısacası nefsin heveslerinden, ihtiraslarından yok olmaktır.

Ancak o zamandır ki insan ney sadâsının nasıl ve niçin yakıcı olduğunu anlar. Ney sadası ki ermişlerin sesleri ve sözleridir. İnsan bu sözlere gönül kulağını tutarak onların “yok ol” demelerini duaların en iyisini idrak etmelidir. Çünkü nefisten yok olmak, ilahi birlikte var olmakla nihayetlenir.

Üstün insan, baktığı her yerde, gördüğü her şeyde ilahi hikmeti, ilahi güzelliği gören insandır. Böyle bir güzelliği görüp de ona aşkın en yakıcı halleriyle vurgun olmamak mümkün değildir.

Bunun içindir ki aşk ateşiyle yanmış erenleri temsil eden ney, bağrında böyle bir aşkın ateşi tutuşan sazdır.

Ney o kimsenin yakınıdır ki, bütün maddi heveslerinden ve nefsinin dostlarından kopabilir yaratılışta olsun. Ney perdeleriyle, böylelerine ses verir. Bizim, hakikati görmeğe engel olan; bizi, ya göz alıcı çiğ bir aydınlıkta yahut karanlıkta bırakan çokluk ve kesafet perdelerimizi onun bu ses ve sır perdeleri yırtar. Bizi hakiki seviliyle karşı karşıya bırakır. Hasılı ney, bizi bu sırra, bu saadete erdirecek kamil insan’ın, evliyanın nefesidir.

Ney, söyler; ney, büyük varlığa karşı bütün özleyişlerini söyler, ve o söylerken ruh, kendi derin yarasının şifaya yüz tuttuğunu, kendi sonsuz yalnızlığının en büyük bir dostun huzuruyla giderildiğini derin saadetle hisseder. Tanrı sevgisini ruhlara bir şifa gibi sunan kamil insanlardır ki Allahın en yakınları onun sevgilileridir.

Ve ey kamil insan! Sen ki bu sırrı ve gerçeği biliyorsun, bize yol göster! O en temize, en güzele bizi ulaştıracak nur ve saadet yolunu bizim için aç ve aşikar et !

Senin yolundan gidenler sınıf sınıftır. Bunların bir nicesi, sana varıp senin vuslatına ermediçe, hiçbir geçici güzelliğe kanamayan, hâsılı sensiz olamayanlardır.

Onlar Allah sevgisi enginlerinde balıklar gibidirler ki, içinde yüzdükleri aşk deryası dahi onları kandıramamıştır.

Onların susuzluğu ancak seninle tükenecek, onlar ancak sana kavuşmanın Kevserine kanacaklardır.

Bir nicesi de vardır ki bu hikayeyi bilmezler; bu kısmetten nasipleri olmamıştır. Bunlar, karınlarını doyuracak bir şey bulamayan açlara benzerler. Çok uzun gelen günler ve geceler gibi gamlı bir ömür içinde yürürler. Kendilerini geçici bir hazda, bir şevk veya neşede vehmettikleri zamanda bile onları saran, katı ve karanlık bir nasipsizliktir.

Fakat insanlara ancak anlayabilecekleri ölçüde ve o seviyede söyleyeceksin. Herkese, kendi bulunduğun mertebeden hitap etme! Senin anladığını onlar anlayamazlarsa suç senindir. Onların yolunu, yine onların seviyelerine inerek aydınlat; ve bir gaflet yolunun yolcularını yavaş yavaş hakikat meydanına çıkar. Onları hatta aşkın ateşiyle yavaş yavaş yak. Ta ki güneşte ısınıp, yanıp kuruyarak, bir gün bize ses getirecek bir ney derecesine eren kamış gibi, zaman içinde sessizce yanıp öyle olgunlaşsınlar. Bu olma ve bulma yolunu onlara, ey ney, sen göstereceksin. Sen ey kamil insan, ham olanlara oluşun, olgunluğun hazzını başka türlü tattıramazsın.

Sözün kısası budur. Yine bunun için sözü kısa tutmak gerek vesselam.

( Kenan Rıfai- Mesnevi şerhi, İstanbul 2000,s. 1-9)

Alt Sayfalar: