Bi-şnev in ney çün hikayet mi-kuned

Ez-cüdayiha şikayet mi-kuned

Bu beyitte, in ney(bu ney), ez-ney(neyden) olarak çeşitli kaynaklarda geçmiştir. Eski mesnevi nüshalarında bunun in ney şeklinde yazıldığını ve doğrusunun böyle olduğu belirtilmektedir.

 

Çün edatı nasıl, ne şekil manasına gelir, istisnai olarak Anbarcızade Derviş Ali : Bazı arifler çün, şart içindir derler. O vakit mana, “İşit bu neyi, çünkü şikayet eder” şeklinde tercüme etmiştir. “Bi-şnev in ney çün hikayet mi-kuned” mısraında aliterasyon olarak beş defa “N” sesinin geçmesi beyte mana ve ahenk münasebetiyle ilgili bir musiki kazandırmaktadır, ayrıca biş-nev’in nev hecesi ile ney kelimesi, bir cinas (tecnis-i mutarraf) bir çeşit kafiye oluşturmaktadır. Bu hususiyet dahi beytin musikisine yardımcı olmaktadır. Mesnevinin ney’le başlayan bu ilk beytinin, aruz tesiri dışında, kelime örgüsü bakımından bir ses, bir musiki ahengi ihtiva eder.

 

 

Bişnev :

İşit ve duy manası verilse de bir musiki aleti olduğu için “dinle” en uygun mana olacaktır. Başındaki “B” harfi manayı kuvvetlendirmek içindir, isimlerin önüne üstün harekeli “a,e”, fiillerin önüne ise, esre harekeli “ı,i” olarak okunur. O vakit: “dikkatle, can kulağı ile dinle” manası çıkar. B harfi keseratın mebde’ ve meâdı, (başlangıcı ve sonu) olduğu; Kitabullah’ın özünün, aslının Fatiha suresinde, onun özünün de Besmelede ve onun da “B” harfinde, onun da B’nin altındaki noktada bulunduğu ve bu yüzden B harfinin insan nev’inin suretini beyan ettiği Hz.Ali’ye izafeten rivayet edilmiştir.

 

Mesnevi-yi şerifin “B” ile başlaması Besmeleye muvafıktır. Sure-i Tevbe, besmelesiz tenzil olunup “B” ile başlaması gibi, bu kitab dahi “B” ile bed’ olundu.

 

Cümlenin mânisi bir nokta bu tekrar nedir. (Nesimi) dediği sırr-ı mezkura işarettir.

Hz.Ali “Enen-noktatü tahtel-ba” buyurdu

 

-“B”de Elife nisbetle inkisar vardır. Ve inkisar ve tevazu, Bais-i uluv ve sebeb-i rif’attir.

Elif kametini nun eyle

Var fünunun yürü cünun eyle

Kim ki “ba” gibi münkesir olmaz

Noktanın ilmi doğrulup gelmez

 

-“B” da olan nokta-yı vahide “ba”nın uluvv-i himmetine dalalet eder. Ki vahdetten gayri nesne kabul eylemedi.

-“B” noktadan hasıl olan dereceyi taht-ı kademine vaz eyledi. Guya masivaya nazar etmeyip sıdk ehlinden oldu.

-“B” harf-i amildir, maba’dında mutasarrıf olup ma’mulünü kendi gibi meksur eder. “ba” nın hali mürşid-i kamil haline müşabih oldu ki mürşid-i kamil, kendi inkisar-ı hakiki ile muttasıf olduğu gibi…

-“B” harf-i şefevidir. Tekellüm şefe’nin (dudak) hareketine mevkuftur. Şefe bu itibarla müntehiyyul meharic ve bir itibarla dahi mebdeül-meharicdir. Agaz-ı kelam ve unvan-ı kitabta “ba” zikrolduğuna münasebet budur.

-“B” insanın alem-i ervahta, feth-i dehan eyleyip ibtida nutk ettiği “ba” dır. nitekim ”Elest-ü birabbikum” cevabında “Bela” dediler..

-“B” lafzı beldeye işarettir ki, halet-i cem’den ibarettir. Bu kitabın hakayıkı ise halet-i cem’de sadır olmuştur. Belh’e işarettir ki Hz.Mevlana’nın mevlididir.

-“B” harfi, Bari ismine, Basir ismine, Baki ismine, Bais ismine işarettir.

Cümle zi-ruh nefh-i İsrafil ile ba’del-mevt, ba’sü ihya olundukları gibi bu kitabın nefehatı ile mürde diller hayat-ı taze bulurlar. Onun için evliya-yı kiram, İsrafil-i vaktdir. Zira hayatta müstaid olanlar, onların enfasından buy-i hayat alırlar. Ve bir de Birr ismine işarettir. Zira bu kitapda bu ilme mümin olanlara birr-u lutf vardır.

“B” Bidayete işarettir, nitekim mürur etti, velakin bidayet-i emirdir, işit manasına onunla vaki oldu. Bi-bin yani gör veyahut bi-guy söyle diye bidayet vaki olmadı. Zira teb’a sem’ basardan ve basar dahi kelamdan mukaddemdir. Nitekim rahm-ı maderde, cenine, ibtida hasıl olan his, sem’ kuvvetidir. El-hasıl “Bişnev” ile emr eyledi; zira sem’ sıfatı sair sıfattan mukaddemdir. Ve salik dahi rahm-i maderde cenin gibidir. Zira veladet-i saniye ehlidir.

 

Bişnev’deki diğe harflerle ilgili yorum, “Şın” harfi, şuun-i zata ve cenab-ı Hakkın isim ve sıfatlarına. “Nun” harfi, feyz-i amm’a emr-i halk-ı Hakk (kun) ‘a, cevher-i evvel olan akla, bidayette halk olan nur-i Muhammed (s.a.)’e ve “Vav” harfi, esmai ilahiyyenin zahir olan varlıklarına işaret eder.

 

Kültürümüzde , edebiyatımızda bir gelenek olan kelimelerdeki harflerin edebi, tasavvufi, hemen her türlü tefsir, teşbih ve değerlendirmelerini tesbit etmek mümkündür. Mesela ; edeb(e,d,b), eline, diline, beline hakim olmaktır. Derviş, (d,y,r,v,ş), dünyayı, riyayı, varlığı, yalanı ve şehveti terk edebilen kimsedir, gibi örnekler….

 

Muhteva yönünden “Bişnev” le alakalı fikir ve görüşleri aşağıdaki şekilde hülasa etmek mümkündür. Bişnev (dinle) hitabı, server-i kamilana ilk nazil olan “İkra” ilahi hitabından mülhemdir. Kuranda evvel kelime “ikra” dır. Elbette Mesnevi-yi şerif, hakikatte, Kelamullah için tefsir-i manevidir. Hz. Mevlana işaret buyurur: ‘Ve iza kuriel kurani festemiu lehu ve ensitu leallekum turhamun” (Kuran okunduğu zaman, onu dinleyin ve sükut edin ki merhamet olunasınız.) muktezasınca Kuran-ı azimin tefsir-i şerifi kıraat olunur, hamuş olup istima’ edin diye “Bişnev” emriyle ibtida ettiler.

 

Hz. Mevlana, evvela “Bişnev” diye istima’a emr edip gayri ibaretle ibtida eylemediklerinden nükte-yi azime vardır. Zira “Ney ki agaz-ı hikayet mi-kuned” deseler kabil idi. Veyahut “ Ney ki herdem nağme-arayi kuned” deseler ve bunun emsali nice gune ibaretle tabir kılsalar kadir idiler. Velakin “Bişnev” diye istima’a emirle ibtida eylediler. Onun için din ve tarikatte ibtida vacip ve lazım olan istima’ dır. Onun için basardan, sair azadan ve cevahirden din ve tarikatte sem’ evladır.

İndallah zi-ruh olanın ziyade şerlisi, Hak kelamından sağır olandır ve onu söylemekten dilsiz kalandır. Allah-u teala, Kuran-ı Keriminde buyurduğu gibi, “İnne şerraddevabbi inddellahissummul bukmullezine la ya’kilun” Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü, gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.Ebkemlik asam olmaktan olur zira nutka elbette sima’ lazımdır. Onun için Hz. Mevlana “Bişnev” diye emr ederler. İstima’ eyleyen ahir nutka gelir ve ebkemlik zahmından halas olur.

“Bişnev”in muhatabı Hüsameddin Çelebidir. Mesnevi talibleri irşad için nazm olunmuştur. Talip içinse sülukun başlangıcında mürşidin sözlerini dinlemek elzemdir. Mevlana’nın “Bişnev” diyerek başlamasından bir nükte budur.Talib-i ilm, üstadını dinleyerek üstad olduğu gibi, mürid dahi mürşidini dinleyerek şeyh-i kamil olur. Ariflerden;

 

Akla mağrur olma Eflatun-i vakt olsan eger

Bir edib-i kamili gördükte tıfl-ı mektep ol ,,, buyurmuştur.

Hz.risalet-penah efendimizin mucizat-ı bahirelerinden el’an beyne’l kül Kuran’ı kerim yadigar kaldığı hasse-yi samianın sair havas üzerine şeran tafdil olunmasına delil-i kati olur. Eğerçi havas-ı hamsenin her biri istifade-i ilme alettir. Amma ulum-i nakliye istifadesine ancak samia muktedir olmakla “Bişnev” lafzıyla bed-i kitab buyurup ney’in sadasını istima’la esrar-ı aşk-u şevk tahsiline hass-u igra buyururlar.

Kuran’ı kerimde bazı ayetlerde işitmek görmeğe tekaddüm etmiştir. Nitekim Mevlana da dinlemenin söylemeden üstün geldiğine, “Kamil için yemek ve konuşmak helaldir. Madem ki senin kemalin yok, her şeyi yeme ve dilsiz ol, Sen kulaksın o dildir. Tanrı kulaklara:”susunuz” emrini buyurmuştur. Çocuk doğduğunda önce süt emici olur. Sonra susup daim kulak kesilir.

Sözlerin manasını anlayana kadar bir müddet ağzını açmaz. Eğer çocuk kulak vermez de boşuna söylenirse topal ve dilsiz gibi ızdırabını ızhar eder.

Duymaya kadir olmayan sağır kimse hiç konuşmaz. Ağzı bağlı dilsiz gibidir. Zira konuşmak için önce dinlemek şarttır. Söz, kulak yolu ile bağlıdır. Evlere kapılarından girin- maksatları, sebeplerinden arayın. İşitilmeye ihtiyacı olmayan söz, tavsif olunamayan Halika mahsustur.”

 

Bu mevzu bir üslup hususiyeti olarak da düşünülebilir, Umumi mahiyette, üslubu, hitabi ve tahkiyevi üslup olarak ikiye ayırmak mümkündür. Mesela: İmr’ul-Kays’ın “Kıfa” (durunuz) diye başlayan kasidesi; Fuzuli’nin “Saçma ey göz….” Şeklinde başlayan “su kasidesi”olarak meşhur natı, bu tür hitab veya emir üslubuna örnektir. Bu itibarla Mesnevi’nin “Bişnev” (Dinle) emriyle başlamasını, lisani bir üslup geleneği ve hususiyeti olarak düşünmek imkan dahilindedir.

 

AMİL ÇELEBİOĞLU; Mesnevinin ilk beytiyle ilgili düşünceler. I. Milli Mevlana Kongresi(3-5 Mayıs 1985, Tebliğler)